<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7076696671527620369</id><updated>2012-02-17T03:41:17.104+02:00</updated><title type='text'>yasin güven</title><subtitle type='html'>"eğer bir gün susarsam,
bu artık söylenecek hiçbirşey kalmadığı içindir; herşey söylenmemiş,hiçbirşey söylenmemiş olsa bile.."</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yasinguven.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7076696671527620369/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasinguven.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>yasinguven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01835137831458359343</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>4</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7076696671527620369.post-3362855638325718068</id><published>2010-02-03T01:25:00.000+02:00</published><updated>2010-02-03T01:26:28.609+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>"Sadece kalemin yazıya dökemediği hayatın sorumluluklarıdır. Her ne kadar insan açıklamak istese de ne oldugunu bilemiyor. Toplumun insan için yüklediği sorumluluklar neler diye sorsalar sanırım bilmiyorum derdim.  Biz aslında yaşamak istediğimiz dünyayı kendimiz kurguluyoruz. Kurguladığımız hayata daha sonra inaniyoruz. Hep sorumluluklar mi var peki hayatta?  Bilmediğim bir dünyada devam ederken yaşamaya en çok yardımı kendimden ve hakikatten alıyorum.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     Bir arayış aslında hayat... Ne olduğunu anlayamadığım ve ölene kadar anlamayacağım. Hayat bir var olma mücadelesi mi? Sorular dünyasının yumağında varlık amacının içine düşürdüğü ikilemler ve bu ikilemlerle ne yapmak isteğimi bilemediğim kararsızlıklar...&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    7 milyar insandan beni ayıran ne özellikler var. Bu dünya geçici ise varlik krizine girmemek elde değil. Her sabah kalktığımda hissettiğim bu dünyadan gideceksem neden çalışıyorum? Hiç olacak şeylere mi yoksa var olacak şeylere mi çalışıyorum? Sorular insanı sıkar, herkesin kaygılandığı bir dünya değil.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;   Yaşarken kimin için yasayacağının kararlarını sen vermiyorsun. Çünkü senin tercihin insanları hakikate çağırmak ise o zaman kendin için yaşayamazsın! Değil mi? Hayatın anlamı sadece seninle oluşmuyor! İnsanlara bir hayat kurguluyorsanız o zaman o hayatı en iyi sen yaşamalısın! Etrafınızdaki insanlar senden bir şey bekliyorsa nasıl onları bırakıp gidebilirsiniz. Bazen düşünüyorum da her şeyi terk edip bir küçük köyde yaşamak insanlardan uzak ama kendi benliğine yakın bir hayat... Ama...ama...ama..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7076696671527620369-3362855638325718068?l=yasinguven.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasinguven.blogspot.com/feeds/3362855638325718068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7076696671527620369&amp;postID=3362855638325718068' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7076696671527620369/posts/default/3362855638325718068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7076696671527620369/posts/default/3362855638325718068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasinguven.blogspot.com/2010/02/sadece-kalemin-yazya-dokemedigi-hayatn.html' title=''/><author><name>yasinguven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01835137831458359343</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7076696671527620369.post-7352580625217091603</id><published>2007-04-15T14:17:00.000+03:00</published><updated>2007-04-15T14:27:26.179+03:00</updated><title type='text'>LaEdri</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_AnycOVPG1yI/RiIMFGwOD_I/AAAAAAAAAAc/lC9pXCrSNlM/s1600-h/benbirbaskasi.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_AnycOVPG1yI/RiIMFGwOD_I/AAAAAAAAAAc/lC9pXCrSNlM/s320/benbirbaskasi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5053615013714857970" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BEN BİR BAŞKASI(MI)DIR:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bilemem ben kim olduğumu&lt;br /&gt;kocaman bir deryada&lt;br /&gt;hangi kum tanesi ne olduğunu bilebilir ki?&lt;br /&gt;bazen sıcak üzerime yapışır&lt;br /&gt;Boğazımı sıkar&lt;br /&gt;kendini bil der, kendini bil!&lt;br /&gt;Ama korkarım ben sadece&lt;br /&gt;gözlerimi kapatır ve bu sesin kaybolmasını beklerim&lt;br /&gt;ama çöldeki kavurucu rüzgâr gibi şiddetlenir&lt;br /&gt;kanıma toprak dolar&lt;br /&gt;yüzüm arkasını çevirmek ister&lt;br /&gt;o saatlerde korkarım&lt;br /&gt;çünkü ne olduğunu bilmeyen bir ben değilimdir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;La kelimesi Arapçada yok, olmayan manalarına gelir. Edri yazanı, yapanı, söyleyeni belli olmayan anlamına gelir. Lâedri; bilinmeyen, büyüklüğüne rağmen ismi, cismi unutulmuş bilge şair anlamındadır. “Hikmet edrisi”nin ilk hamlesidir lâedri olmak. İslâm kültüründe sanatçı ve fikir adamlarının -şiir yazan, hat yapan, eserler veren yazar, şair, hattat vb. gibi- eserlerinin altına kendi isimlerini yazmak yerine yapanı bilinmiyor manasına gelen Lâedri diye attıkları imzadır. Aslında birine ait olan ama kime ait olduğunu o an nakleden kişinin bilmediği eserlerin sahiplerine de lâedri denir. Yani anonim kültürümüz değerlerin paylaşımı, ortak değerler etrafında buluşma ve ortak insanlık ailesine doğru seyreden bir aşamayla gerçekleşir. Fakat anonim kültürün oluşumu ile lâedri’nin oluşumu birbirinden farklılık arz eder. Anonim halk kültüründe sanatçının adı sanı unutulur. Lâkin lâedri’de bilerek yapılan bir bilinmezcilik vardır. Birçok insan Lâedri adında bir sanatçının yaşadığını sanır. Hâlbuki bu isim yukarıda da arz ettiğim gibi yapanı belli olmayan bütün eserlerin altına atılan bir imzadır. Peki, bu sanatçılar, şairler neden kendi adlarını değil de lâedri kelimesini imza olarak seçerler? Neden bilinmemek isterler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sanatçı, kendi egosundan vazgeçerek Allah ile mesafesiz bir yakınlık, ama Allah oluş ile kul oluş hâllerinin getirdiği kadar da sonsuzcasına bir firak çabasındadır. Lâedri ile sanatçı onu Allah’tan uzaklaştırabilecek olan egosunu ezer. Kendi “ben”ini Allah’a teslim eder. “Ben” Allah’tan koparsa hiçliğe mahkûm olur. Çünkü gerçek anlamda “ben” diyebilmek “ben”in bağlı olduğu küllî iradeye bağlı kabul edilmesi halinde yerine oturur. Varlığın esası ile bağını kuran “ben” ise değil dünyaya, evrene bile sığmaz.”1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatçı nefsini terbiye eder. Çünkü imza atan sanatçı veya şair kendi benliğine teslim olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu bir bakıma her benlik değeri’nin kendini kanıtlaması, varlığını muhafaza etme mücadelesidir de! Çünkü her benlik değeri, özünde sadece kendisinin varlık sahnesinde kalmasını arzulayacak kadar narsistir. Ben'in ölümsüzlüğü, benlikteki gerilim halini devam ettirmenin, kendine güvenmenin, kendine saygı duymanın, kendine inanmanın, kendini muhafaza etmenin, kendini ispat etmenin bir yığın egoyu büyütücü malzemeye dönüşerek özel bir hayat felsefesine evirilmesiyle sağlanır. Biz ölümlü varlıklar bizi ölümsüz kılacak her şeye genelde açık olduğumuz için benliğimizden kurtulamayız. Çünkü niyetlerimizi ölümsüzlük istikametinde gerçekleştirdiğimizden benliğimizi aşamayız. Benlik, acımasızca nesnelere ve olgulara kendi damgasını vurmak ister. Onları kendi anlayışına uygun hâle getirebilmek için çalışır. İnsan benlikten sıyrılıp onu yaratıcısına teslim ettiği ve yaratıcısına teslim olduğu an benlik başlar. İşte Lâedri’de kişinin egosuna vurduğu sert bir yumruktur. Sonuç olarak lâedri ile sanatçı İnam’ın seziş ve bilgelik dolu tümceleriyle “Benlik aşılacak, benlikte; bizliğin de ötesine geçilecek, hiçlikten benliğe geçilecek!2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada önemli bir nokta da şudur ki, eserine imzasını atmamak veya Lâedri diye imza atmak özgürlüktür. Çünkü eser sahibi egosunun esaretinden kurtulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eski Bir Marka: Lâedri©&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Lâedri” ifadesinin kullanıldığı dönemleri ve bunu kullananları düşündüğümüzde karşılığını yaratıcıdan bekleme, “güzelse benden değil, benim değil” anlayışını ve o ince espride kendini gösteren gönül zenginliğini ayan beyan görebiliriz. Günümüzde ise bu olayın tam tersi cereyan etmektedir. İçinde bulunduğumuz modern kapitalist toplum, eserin içeriği ve işlevinden çok onun kapitale çevrilebilir yanıyla uğraşmaktadır. Hâl böyle olunca absürd söylemlerle telif hakkı diye koşturup duran, “bunu ben yazdım” diye avazı çıktığı kadar bağırıp gürültü kirliliği yapan sözde sanatçılar, fikir adamları türedi her bir yanda. Sanatçının derdi topluma iyiyi, doğruyu, estetik olanı göstermek yerine “benim eserim nasıl ‘best seller’ olur”a kadar vardı. Böylece günümüz insanı marka olmuş her sanatçının kaliteli olduğuna inanmaya başladı. Bu yüzden Yüzüklerin Efendisi kitabı, her hangi bir fikir kitabından daha pahalıdır. Hatta yüzüklerin efendisi kitabının yazarının her kitabının kaliteli, pahalı ve best seller olacağı da kesindir. Bu minvalde modern toplumun sanatçıyı imza atmaya zorladığı söylenebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatçının amacı insanları uyarmak, onlara estetik olanı göstermek, hayatı daha da güzel hâle getirmek, kul ile yaratıcı arasındaki bağı kuvvetlendirmektir. Lâkin sanatçı telif hakkının peşine düşmüş, kitabını en asgari fiyattan değil de anormal fiyatlardan satmaya başlamışsa eser amacından sapmış olur. Sanatçı nefsanî arzularının tutsağı olmuştur. Bir şeylere sahip olmak duygusu tipik bir benlik ihtiyacıdır. Bu benliğe sahip olmak tabiî bir durumken kastettiğim şey ecdadın bu tür bir benlikten Lâedri ile kurtulabilmesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden ressamlar öldükten sonra yaptıkları resimler değerlenir? Çünkü artık onun resimleri ender hale gelmiştir ve kıt olan değerlidir. İşin ucunda para kokusu var. Bir an resimlerin altında hep Lâedri imzası olduğunu farz edelim. Bu durumda ne olabilir? Kıtlık olmaz. Çünkü lâedri isimli sanatçı asla ölmez. Resim fiyatlarını onun kalitesi, estetik duruşu, uyandırdığı hisler belirler. O zaman eser gerçekten anlaşılmaya başlanır. Hâsılı imza eserin kendisidir. Ortaya koyulan her sanat eseri, her şiir, her kitap kendi başına bir imzadır zaten. Sanatta, insana faydalının, güzelin, iyinin aktarıldığı bu süreçte, sanatçının da belli bir olgunluğu taşıması gerekir. Olgunluk bu yolda ilk merhaledir. Yaşanması icap eden iç yolculuk bazı mevzuların tali olduğunu betimler ki, lâedri yazmak da buna karşılık gelir.3 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;strong&gt;Lâedri Sadakası &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Hz. Muhammed (s.a.v.) bir Hadisi Şerifinde şöyle buyurur: “Sağ elinin verdiği sadakayı, sol eli bilmeyecek şekilde gizli verin. Sadaka sadece para değildir. Kişinin tebessümü bile bir sadakadır. Sadaka insanlık için yapılan her türlü yardımdır. Hadisten yola çıkarak lâedri’ye farklı bir boyuttan bakalım. Sanatçı lâedri yazarak aslında riya yapmaktan da azat olur. Bu sağ elin verdiği sadakayı sol elin görmemesiyle eş değer bir durumdur. Kişi karşılığını tamamen yaratıcısından bekler. Bir yerde de mütevazılıktir lâedri. Fakat modern insan o kadar yozlaşmıştır ki bu mütevazılığa inanmaktan bile uzaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gök kubbenin altında söylenmesi gereken söylenmiş, yazılması gereken yazılmış, yaşanması gerektiği gibi de yaşanmıştır. Söz ettiğimiz incelikler ancak bu şekilde anlaşılabilir. Modern insanın hayali bile ecdadın inceliklerini anlamaktan uzak kalmıştır. Hayyam’ın rubaisi de ciltler dolusu yazılacak lâedri yazılarının dört satırda anlatımıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlığın sırları saklı, benden; &lt;br /&gt;Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben. &lt;br /&gt;Bizimki perde arkasında dedi-kodu: &lt;br /&gt;Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.4&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sinema Ve Lâedri &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemada lâedri kavramı nasıl kullanılabilir? Yönetmeni belli olmayan filmlerle karşılaşan modern insanın filme yaklaşımı nasıl olabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Sadık Kılıç, Benliğin inşası, insan yayınları, istanbul 2000, s. 14. &lt;br /&gt;2- Ahmet inam, Kaygı Gülü Açarken, Doğu Batı, yıl:2, sayı:6 1990 &lt;br /&gt;3- La Edri &lt;br /&gt;4- Ömer Hayyam, Rubailer, 21. Rubai&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7076696671527620369-7352580625217091603?l=yasinguven.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasinguven.blogspot.com/feeds/7352580625217091603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7076696671527620369&amp;postID=7352580625217091603' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7076696671527620369/posts/default/7352580625217091603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7076696671527620369/posts/default/7352580625217091603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasinguven.blogspot.com/2007/04/laedri.html' title='LaEdri'/><author><name>yasinguven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01835137831458359343</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_AnycOVPG1yI/RiIMFGwOD_I/AAAAAAAAAAc/lC9pXCrSNlM/s72-c/benbirbaskasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7076696671527620369.post-7118199356108739017</id><published>2007-04-15T10:50:00.000+03:00</published><updated>2007-04-15T11:01:34.803+03:00</updated><title type='text'>kızlarımız neden iş kadını olmak istiyorlar?</title><content type='html'>..salon da kiz ogrenciler yogunluktaydi.sual sorma hakkimi kullandim: _kizlarimiz cogunlukla ev kadini mi is kadini mi olmak istiyorlar? Hepsi birden su cevabi verdiler:''elbette is kadini olmayi istiyorlar''&lt;br /&gt;_anneleri gibi olmak istemedikleri icin olmak istemedikleri icin is kadini olmak istiyor olmasinlar?diyerek sual sormayi surdurunce hic dusunmeksizin ''evet''diye karsilik verdi gozleri;dillerinde ise belirli belirsiz bir ''heralde''sozcugu vardi.&lt;br /&gt;_kizlarimiz anneleri gibi olmayi nicin istemezler ki? Bu soru(n) hakkinda kimse konusmaya istekli olmadi.salondakilere bir vesileyle,tanrinin varligindan hic kuskulanip kuskulanmadiklarini sordum;susarak(!) cevap verdiler.dunyanin dondugunden hic kuskulanip kuskulanmadiklarini sorunca bu sefer 'hayir' demekten hic cekinmediler. Imanin mahiyeti degismisti.kusku metafizik alaninda guclenmis,fizik alaninda yokolmustu anlasilan.&lt;br /&gt;_peki annelerinize ,annanelerinize Tanri nin varligindan hic kuskulanip kuskulanmadiklarini sorsak ne cvp veririler sizce? Musbet bir cevabin annelerin ve annanelerimiz icin mumkun olmayacagi hususunda ittifak vardi.hatta biri 'bizi sopayla kovalarlar' butun salon basti kahkahayi.&lt;br /&gt;_dunyanin dondugunden yada gavurlarin aya cikip cikmadiklarindan kuskularini sorsak? Cevap kesindi.muhakkak kuskulanirlar. Hal boyleyken kizlarimiz neden anneleri gibi olmak istemiyorlardi aceba? Salona sessizlik cokmustu:zira herkez yorulmustu. Hepimiz bir dustuk artik;Philo-Sophia-loren haline gelen bir dus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ducane Cundioglunun Philo-Sohia-Loren kitabindan alintidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7076696671527620369-7118199356108739017?l=yasinguven.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasinguven.blogspot.com/feeds/7118199356108739017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7076696671527620369&amp;postID=7118199356108739017' title='23 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7076696671527620369/posts/default/7118199356108739017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7076696671527620369/posts/default/7118199356108739017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasinguven.blogspot.com/2007/04/kzlarmz-neden-i-kadn-olmak-istiyorlar.html' title='kızlarımız neden iş kadını olmak istiyorlar?'/><author><name>yasinguven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01835137831458359343</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>23</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7076696671527620369.post-3512703191573097485</id><published>2007-04-15T10:28:00.000+03:00</published><updated>2007-04-15T11:40:05.246+03:00</updated><title type='text'>Melankolinin Üç Odası</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_AnycOVPG1yI/RiHkVmwOD9I/AAAAAAAAAAM/Iwbfin3jRtE/s1600-h/melankoli.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5053571316717588434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_AnycOVPG1yI/RiHkVmwOD9I/AAAAAAAAAAM/Iwbfin3jRtE/s320/melankoli.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yön: Piryo Honkasalo, Finlandiya, 2004, 106’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerlendirme: Yasin Güven&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş karşıtı bir film olan Melankolinin Üç Odası insanlığın yıkımına sebep olan savaşlara farklı bir bakış açısı getiren gerçek bir başyapıt. Rus ve Çeçen savaşına çocukların penceresinden bakarak insanî bir gözün kaçınılmaz olarak yakalayacağı tarafsızlığı, kamerayı çocuklara odaklayarak elde ediyor.&lt;br /&gt;Filmin yönetmeni Piryo Honkasalo tanınmış bir yönetmen değildir. Lâkin bu filmde yaptıkları onun kalitesinin bir kanıtı olabilecek niteliktedir. Bir kadın ve bir anne olarak savaşa yüksek ahlâk merceğinden bakmayı, usta sinemacılığıyla da bu bakışı sanatsal mükemmeliyetle sunmayı biliyor. Honkasalo, savaşın çocuklara kısmen de kadınlara nasıl etki ettiğini gözler önüne serer. Askerî bir okulda Çeçenlere karşı eğitim gören yetim ya da sorunlu ailelere sahip Rus çocuklarını, Grozni’deki yıkımı, tek bir kadının evlat edindiği 63 Çeçen çocuğunu perdeye yansıtır. Gerçeğin, geleceğin elden alınışının soğuk dayanılmaz halini…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film “Hasret”, “Nefes Alma” ve “Hatırlama” adlı üç bölümden oluşur. Filme üç oda olarak yansıyan bu bölümler bizleri melankoli dolu anlara çeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Oda&lt;/strong&gt;: &lt;strong&gt;Hasret&lt;/strong&gt;: Bu bölümde Rus ordusuna alınan yaşları henüz 10 civarında çocukların savaşa nasıl alet edilmeye çalışıldıklarına tanık oluruz. Bir askerî okulda gündelik yaşamlarına şahit olduğumuz çocukların hemen hemen hepsi, alkol ve uyuşturucu müptelâsı olan ebeveynlerinden “kurtarılmışlar”dır. Burada kurtarma kelimesini kullanmamız yanlış olur. Çünkü bu çocuklar, çocuğun dünyasına tezat bir yapının içine dahil olmuşlardır. Böylece çocuk, fıtratına ters bir dünyada bulur kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölüm açık deniz görüntüleri ve martı çığlıkları eşliğinde başlar. Ardından yataklarında uyuyan çocukların el, ayak ve yüzlerine yapılan yakın çekimlerle devam eder. Bu yakın çekimler çocukların masumane dünyalarına bir vurgudur. Daha sonra çocuklar güneş doğmadan bir askerî disiplin içerisinde yataklarından kaldırılır. Tam bir sürü yetiştirmeyi amaç edinmiş bu okulda, çocuklar tekdüze gündelik yaşamlarına üst baş kontrolü, sabah sporu, atış talimi ve sınıflardaki derslerle devam ederler. Özgürlüklerine sadece uykularında kavuşabilen bu çocukların müzik dersinde hep bir ağızdan söyledikleri şarkının sözleri, engellenen özgürlüklerine karşı büyüklere bir başkaldırıdır. Çocukların söylediği şarkı onların feryadına dönüşür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırak atını özgürce koşsun&lt;br /&gt;Ve beni de özgür bırak&lt;br /&gt;İkimiz de tarlaların üzerinden uçalım&lt;br /&gt;Mutluluğu arayalım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölümü seyrederken, spontane bir biçimde en azından onların bu şarkısına ritim tutarak, bir anlık da olsa kendimizi Rus çocuklar gibi mutlu hissediyoruz. Akşam üzeri çocukları okulun bahçesinde bağıra çağıra kartopu savaşı oynarken görmek sevindirici olsa da, bunun bir savaş oyunu olması yine de acı veriyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece vakti pencerenin önünde tek başına dışarıyı seyreden çocuk, okuldaki tüm çocukların yalnızlığının fotoğrafı olmaya aday. Yine annesine mektup yazmaya çalışan bir çocuğun, annesiz kalmanın verdiği çaresizliğini ve sevgiye olan açlığını gördüğümüzde halimize şükrederiz. Küçük bir çocuğun dilinden dökülen bir şiir, sevgiye, özgürlüğe, çocukluklarına hasret kalan çocukların hâletiruhiyelerini çok iyi özetler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır bulutlar gökyüzünü saklıyor&lt;br /&gt;Bulutlarca ağır yük&lt;br /&gt;Böylece karanlık ruhuma iniyor&lt;br /&gt;Puşkin gibi rüya görmek istiyorum&lt;br /&gt;Uzayda uçup şarkı söyleyeceğim&lt;br /&gt;Her an bunu diliyorum, diliyorum, diliyorum&lt;br /&gt;Ama beni kimse anlamıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Oda&lt;/strong&gt;: &lt;strong&gt;Nefes Alma&lt;/strong&gt;: Bu bölüm saatin tik tak sesleri ile başlar. Bu ses, gelecekleri ellerinden alınmış insanların şarkısı oluverir. Bu bölüm siyah-beyaz çekilmiştir. Şehrin de siyah beyaz bir hali vardır. Bomba ve kurşunlarla delik deşik olmuş, hayalet bir kenti andıran Çeçenistan’ın başkenti Grozni’de, kimsesiz ya da bakımsız kalan çocukların sefaletini görürüz. Savaşın şehre ve insanlara külfeti oldukça ağırdır: Yorgun ve hastalıklı bir şehir, yorgun ve hastalıklı insanlar. Grozni’de herkes ve her şey nefes alma çabası içerisindedir. Sokaklarda neredeyse erkek kalmamıştır; büyük çoğunluğu cephededir. Kadınlar ve çocuklar da dışarıda hayatta kalma savaşı vermektedirler. Yıkıntıların arasında tahtadan tabancalarla savaş oyunları oynayan Çeçen çocuklarda, her yer ve her şeyde savaşın izleri hâkimdir. 1. odada kartopu savaşı yapan Rus çocuklar da, 2. odadaki Çeçen çocuklar da “savaşın çocukları”dır; savaş, bildikleri tek oyundur artık. Tanklar, harabeye dönmüş evler, her taraftan yükselen dumanlar, bomba sesleri ve yetim çocuklara yardım eden iyiliksever Hadizhat’ın, petrol kuyularında çalışırken hastalanıp yatağa düşmüş Çeçenli bir kadına söylediği “Petrol kuyuları sizi öldürecek” sözleri savaşın neler “kazandırdığını” kanıtlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Oda&lt;/strong&gt;: &lt;strong&gt;Hatırlama&lt;/strong&gt;: Üçüncü odada Çeçen-İnguş bölgesinde, Hadizhat’ın yemyeşil dağların arasındaki çiftliğinde koruma altına alınan 63 Çeçen çocuğu izleriz. Kuş sesleriyle başlayan bu bölüm, çocukların çiftlikte yeni bir baharla karşılaştıklarına işaret eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah vakti yine erkenden uyandırılan çocuklar bu defa ne sefere, ne savaşa, ne de askerî eğitime hazırlanacaklardır. Bayramlık kıyafetler, kesilen kurbanlar, kılınan namazlar, edilen dualarla bayrama uyanılan bir sabahtır bu. Yönetmenin, dinî törenleri de işin içine katarak oluşturduğu mistik ve şiirsel dünyanın içinde, savaşın, yıkımın ve şiddetin etkilerini görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşın kadınlara verdiği zarara da değinen Honkasalo, kamerayı çocukken Rus askerler tarafından tecavüze uğrayan Milana’ya çevirir. 19 yaşındaki Milana’nın duası savaşla ilgili fazla söze hacet bırakmaz: “Rabbim! Duama kulak ver. Bizi kötülüklerden koru. Bize yardım et. Beni utançtan arındır. Hadizhat’a da, öksüzlerine de yardım et. Duama kulak ver. Rabbim sana yöneliyorum.”&lt;br /&gt;Çoban, koyun, dağ, sis manzaralarının üç odayı özetlediği son bölümde, uzaktan yoluna devam eden tren her şeye rağmen ilerleyen zamana işaret eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulaklarında annelerinin sesi çınlayan çocuklar misali, Melankolinin Üç Odası. görüntüleriyle bizi yıllarca terk etmeyecek bir güce sahiptir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7076696671527620369-3512703191573097485?l=yasinguven.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yasinguven.blogspot.com/feeds/3512703191573097485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7076696671527620369&amp;postID=3512703191573097485' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7076696671527620369/posts/default/3512703191573097485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7076696671527620369/posts/default/3512703191573097485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yasinguven.blogspot.com/2007/04/melankolinin-odas.html' title='Melankolinin Üç Odası'/><author><name>yasinguven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01835137831458359343</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_AnycOVPG1yI/RiHkVmwOD9I/AAAAAAAAAAM/Iwbfin3jRtE/s72-c/melankoli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
